İman ve İslâm nedir? Mü’min ile Müslim arasında bir fark var mıdır?
- Ayrıntılar
- Kategori: Güncel Fıkhi meseleler
- Gösterim: 0
Cevap:
İman; inanmak, onaylamak, kabullenmek demektir. İtikad sözcüğü ile eş anlamlıdır. Terim olarak iman; Allah Teâlâ’nın dinini kalbi ile onaylamak, yani Hz. Peygamber’in getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir. Bu şekilde inanana da “mü’min” denir. Buna göre, imanın gerçeği ve özü kalbin tasdikidir. Kalbin tasdiki imanın değişmeyen temel unsurudur.
Ayetlerde şöyle buyurulur: “Ey Peygamber! Kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla inandık diyenlerden ve Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin.” (Mâide, 5/41) “Allah, doğru yola iletmek istediği kimsenin kalbini İslâm’a açar.” (En‘âm, 6/125)
İslâm kelimesi ise sözlükte; itaat etmek, teslim olmak, Müslüman olmak, İslâm’a girmek demektir. Terim olarak; Allah Teâlâ’ya boyun eğmek, Hz. Peygamber’in din adına bildirmiş olduğu şeyleri kalp ile tasdik edip dil ile söyleyerek, inandıklarını yaşamak, söz ve davranışları ile kabul edip benimsediğini göstermektir. Bu niteliklere sahip olan kişiye de “Müslim” veya “Müslüman” denir.
İslâm, “din” anlamında da kullanılır. Allah’ın dinine yalnız “din” denildiği gibi; “millet, şeriat, İslâm ve İslâm dini” de denir. Diğer yandan bazen şeriat kelimesi, dinî hükümlerin ibadetlere ve muamelelere ait kısmını ifade etmek üzere kullanılır.
İmam Mâtürîdî bu konuda şöyle der: “Her ne kadar kitap ve sünnette iman ile İslâm birbirinden ayrı olarak zikredilmişse de gerçekte iman ile İslâm aynı anlamda kullanılır. Çünkü bütün mezhepler, imandan çıkanın İslâm sınırından da çıkmış olacağında görüş birliği içindedirler.” Nitekim şu ayette iman ile İslâm aynı anlamda kullanılmıştır: “Sen ancak ayetlerimize inanıp da Müslüman olanlara duyurabilirsin.” (Neml, 27/81)
Ancak kimi zaman imanla İslâm ayrı anlamlarda kullanılır: “Bedeviler, iman ettik dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat biz İslâm’a girdik deyin. Çünkü henüz iman kalplerinize yerleşmedi.” (Hucurât, 49/14) Bu ayette kalben inanmadıkları halde dil ile inandığını söyleyen münafıklar kastedilmiştir.
Hz. Peygamber de kalpteki imanla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Allah cennet ehlini cennete, cehennem ehlini de cehenneme koyacak; sonra da, bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın, diyecektir.”
Bu duruma göre, kalbiyle inandığı halde tehdit altında bulunmak gibi bir sebeple imanını dışa karşı açıklayamayan veya inançsız olduğunu söyleyen kimse de kalbindeki imanı esas alınarak mü’min sayılır. Nitekim sahabelerden Ammâr ibn Yâsir, Mekke döneminde Kureyş müşriklerinin ağır baskıları ve ölüm tehditleri karşısında dayanamayarak, kalben inanmakla birlikte diliyle Müslüman olmadığını ve Muhammed’in dininden çıktığını söylemiş; bu olayla ilgili olarak aşağıdaki ayette onun mü’min olduğu belirtilmiştir:
“Kalbi imanla dolu olduğu halde inkâra zorlanan kimse hariç, kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr eder ve kalbini küfre açarsa, işte Allah’ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Nahl, 16/106)
Ehl-i sünnet inancına göre ameller, imanın ayrılmaz bir parçası değildir. Yani kişi, amel eksikliğinden dolayı işlediği günahı helâl saymadığı sürece mü’min sayılır ve dinden çıkmaz. Belki âsi ve günahkâr olur. Allah Teâlâ dilerse onu affeder, dilerse azap eder.
Hz. Ömer, Nebî’nin iman, İslâm ve ihsan terimlerinin ne anlama geldiği sorularına verdiği cevabı şöyle nakleder: Bir gün Allah’ın Resûlü’nün yanında idik. Beyaz elbiseli, siyah saçlı bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuk izi yoktu; ama hiçbirimiz kendisini tanımıyorduk. Hz. Peygamber’in önünde diz çöküp oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de Allah’ın Resûlü’nün dizlerinin üzerine koyup sordu:
“İslâm nedir?” Allah’ın Resûlü cevap verdi: “İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna inanman, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse hacca gitmendir.” Adam, “Doğru söyledin.” dedi.
“Peki, iman nedir?” “İman; Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır.”
“İhsan nedir?” “İhsan; Allah Teâlâ’yı görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.”
Bu sorulardan sonra kıyamet alâmetlerini de soran adam kalkıp gitti. Arkasından baktılar; hemen ortadan kaybolmuştu. Onun kim olduğunu merak eden ashâb-ı kirâma Allah Resûlü şöyle buyurdu: “O, Cebrâil idi; size dininizi öğretmek için geldi.”
Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Kur’an ve Sünnete Göre Güncel Fıkhî Meseleler, 1. soru.