DİNİN KEMALE ERMESİ VE AHKAMIN DEĞİŞMESİ

e-Posta Yazdır PDF

Resul-i Ekrem (sav), Veda Haccı için Arafat'ta iken, "Bugün dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslam'ı seçtim ve ondan razı oldum" (El Maide Suresi: 3) ayet-i kerimesi nazil olmuştur. Dinin kemale ermesinden maksad; insanların ihtiyaç duyacakları zaruri, haci ve diğer ahkamla ilgili nassların tamamlanmasıdır. Hakkında nass bulunmayan konularda ictihad yapılması da kemalata dahildir.(1) Çünkü teferruat kabilinden olan meselelerin sonu yoktur ve sayıyla ifade edilmeleri mümkün değildir. Usul ulemasının, "Mevrid-i nass'da ictihada mesağ yoktur"(2) hükmünde ittifak ettiği malumdur. Zamanın değişmesine tabi olan ahkam, örf ve adetle sınırlıdır.(3)
Bu tesbitten sonra, "Fıkıh ilminin keyfiyeti, gayesi ve hedefi nedir?" sualinize geçebiliriz. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a), fıkhı şöyle tarif etmiştir: Fıkıh, mükellefin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İslami hükümleri, delilleriyle birlikte tafsili olarak bilen ve mucibince amel eden kimseye fakih denilir. İmam Burhanüddin Ez Zernuci, "Fıkıh ilmi; dünya ve ahiret saadetiyle ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir"(4) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Beyanların tasnifi ve mahiyetiyle ilgili sualinize gelince: İmam-ı Şafii (rh.a), "Mana yönünden esasları birleştirmekte ve fer'i meseleleri tasnif etmekte kullanılan genel isme beyan denir. Allahu Teala (cc), Kitab'ında, 'kulluklarında ölçü alsınlar' diye açıkladığı beyanlar, birkaç şekilde tezahür etmektedir. Birincisi: Kullarına muhkem nasslarla açıkladığı beyanlardır. Bütün farzlar bu gruba dahildir. Mesela: İnsanlar namaz, zekat, hacc ve oruçla yükümlüdürler. Açık ve gizli her türlü fuhuş kendilerine haram kılınmıştır. Şarap, leş, kan, domuz eti ve zina hakkındaki hükümler de nas(s.a.v.)abit olmuştur. Abdest farzının keyfiyeti hakkındaki hüküm de aynıdır.
İkincisi: Farz olduğu hususuna Kitab'ında hükmederek, keyfiyetini (nasıl eda edileceğini) Resul-i Ekrem (sav)'in lisanıyla açıkladığı beyanlardır. Namazların sayısı, rek'atları, nasıl kılınacağı, zekatın miktarı ve ne zaman verileceği gibi hükümler böyledir.
Üçüncüsü: Hakkında zahiri nassın bulunmadığı birtakım farzların Resul-i Ekrem (sav) tarafından beyan edilmesidir. Zira; Allahu Teala (cc), Kitab'ında, Resulullah (sav)'a itaat etmemizi ve yasakladığı şeylerden sakınmamızı emretmiştir. Resul-i Ekrem (sav)'in emir ve nehiylerini kabul etmek, aynı zamanda Allahu Teala (cc)'nın bir farzını tasdik etmektir.
Dördüncüsü: Allahu Teala (cc)'nın talebini kullarının ictihadına bıraktığı ve diğer şeylerde olduğu gibi, bununla da imtihan ettiği beyanlardır"(5) diyerek, beyanın tasnifini ve mahiyetini izah etmiştir. Muhkem nasslarla sabit olan hükümlerde; her Müslümanın "İşittim ve itaat ettim" demesi ve mucibince amel etmesi zaruridir. Hakkında Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan konularda, sahabe-i kiramın icmasıyla amel edilmesi Sünnet'le sabittir. Resul-i Ekrem (sav)'in, "Size Allah (cc)'ın Kitab'ında bir delil bulunursa, onunla amel etmeniz gerekir. (O hükmü) Terk etme hususunda hiç kimsenin özrü olamaz. Şayet Allahu Teala (cc)'nın Kitab'ında yoksa, o zaman geçerli Sünnet'e müracaat etmeniz gerekir. Bu babda benden bir Sünnet yoksa, ashabımın söyledikleriyle amel edilir. Şüphesiz benim ashabım gökteki yıldızlar mesabesindedir. Hangisinin kavli ile amel etseniz, hidayeti bulursunuz. Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir"(6) buyurduğu malumdur.
Hakkında nass bulunmayan konularda; hakikati tesbit için gayret sarfeden müctehidin, hata etse bile (niyeti sebebiyle) sevap kazanacağı da Sünnet'le sabittir. Usul uleması, "İctihad, ictihadı nakzedemez" hükmünde ittifak etmiştir. Müctehidde aranan vasıflara haiz olmayan bir mükellef; zaruret sebebiyle, bir müctehide tabi olmak durumundadır. Her amelini Allahu Teala (cc)'nın rızası için eda eden ve daima O'nun murakabesi altında olduğunu bilen bir mükellefin, fuzuli tartışmalarla meşgul olması caiz değildir. Bahsettiğiniz tartışmalar, mir'a ve cedel hastalığının tabii neticesidir. Halife Ömer b. Abdülaziz (rh.a), "Kim dinini münakaşalara hedef yaparsa, çok sık görüş değiştirir"(7) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Şatibi- El İti'sam- Beyrut: 1986, C: 1, Sh: 305; Ayrıca İmam-ı Kurtubi- El Camii li Ahkami'l Kur'an- Kahire: 1967, C: 6, Sh: 62.
(2) Ebu Said Muhammed El Hadimi- Şerhu Mecami- İst: 1305, Sh: 329.
(3) Ali Haydar Efendi- Şerhu Mecelleti'l Ahkam- İst: 1314, C: 1, Sh: 102.
(4) İmam Burhanüddin Ez Zernuci- Ta'limü'l Müteallim- İst: 1980, Sh: 27.
(5) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2 bsm), Sh: 21-22, Madde: 53-59.
(6) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1982, C: 1, Sh: 84.
(7) Sünen-i Darimi- İst: 1401, C: l, Sh: 91, K.Mukaddeme: 29